Bilinçaltı reklâm, gözün fovea hareketiyle alakalı subliminal messaging tekniğiyle yapılan reklâmlardır. Bilinçaltına yönelik bu göndermeleri fark eden gözün fovea hareketi insanın kontrolünde olan bir hareket değildir. Farkında olmadan gördüğümüzü hissetmediğimiz şeyleri bilinçaltına kaydeder. Daha sonra bunlar açığa çıkar. Bunlar için Takistoskop denilen bir cihaz kullanılır merceklerin hızlı dönüşüyle gözlerin görme hızını artıran bu aygıt, orduda gözcüler ve pilotlar için kullanılmaya başlandı sonra reklâm sektöründe aktif hale geldi.
Bu mesaj sistemine sadece reklâmlarda rastlanmaz. Fotoğraflar, filmler, afişler bunun gibi tanıtım amaçlı yapılan her şeyin içinde bulunabilir. Ayrıca bunlar işitsel olarak da uygulanır.
Sinemadan birkaç örnek vermek gerekirse;
Kurtarıcı (Rescuer) adlı çizgi filmde bir anda parlayıp sönen çıplak kadın resimleri ekrana yansıtılmıştır.
Alaaddin çizgi filminde ise “evet gençler soyunun” (good teenagers take of clothes) sesi hipnotik bir tonda gizli olarak tekrarlanmaktadır.
Aslan Kral (The Lion King) adlı meşhur çizgi filmde yıldızlarla gökyüzüne “sex” kelimesi yazılmıştır.
Jessica Rabbit (Who Framed Roger Rabbit) çizgi filminde filmin kahramanı Jessicanın kaçış sahnesinde eteği açılıyor ve kahramanın iç çamaşırsız olduğu görülüyor.
Aynı zamanda 1991 yapımı Kuzuların sessizliği filmi afişindeki Jodie Foster ın ağzındaki kelebek figürüne bakıldığında, kelebeğin başının bir kurukafa olduğu görülüyor. Ancak dikkatli bakılınca, bu kurukafayı 3 adet çıplak kadın figürünün oluşturduğunu fark ediyoruz.
Sinemada kullanılan bir teknikte 25. kare tekniğidir. Gördüğümüz bir anlık bir görüntü 655 satır ve frame denilen 24 küçücük kareden oluşuyor. Her 24 kare ise -bu sinemada 25’dir- bir ekran büyüklüğündeki kareyi oluşturur. Her 327.5 satırda bir de ´control-track´ denilen aralık vardır. İşte bu aralıktan görüntüler kesilip aralarına başka görüntüler atılıyor.
Bu tekniğin kullanıldığı bir filmde David Fincher ‘ın yönettiği Figth Club filmidir. Bu Filmde25. kare tekniği ile elinde sigara olan Brad Pitt resmi filmin çeşitli yerlerine yerleştirilmiştir. Daha dehşet verici olanı ise filmin kapanış sahnesinde erkek cinsel organının gösterilmesidir.
Bu tekniğin ilk olarak fark edildiği reklâm Amerika’da bir sinemada yayınlanmış. Film kareleri içine konuşmuş “Pepsi için” ve “pop corn yeyin” yazıları saniyenin 1/3000'i kadar kısa bir süre zarfında 5 saniyede bir görünüyor ve bu satışları ciddi anlamda artırıyor.
Basında görülen örneklerine gelecek olursak; Time dergisinin Libya lideri Muammer Kaddafi yi kapak yaptığı sayısında fovea hareketinin görüle bileceği şekilde yazılmış “kill” yazısını ya da New York Times gazetesinde basılan ve helikopterden atlayan amerikan askerlerinin olduğu fotoğrafta çeşitli yerlere gene foveanın fark edebileceği şekilde “sex” yazısın yazılmasını örnek gösterebiliriz.
Bilinçaltı reklâmlarında en çok iki nokta üzerine vurgu yapılmaktadır: “ölüm” ve “seks” ya da “cinsellik”. Nedeni ise bilinçaltının “doğum” ve “ölüm” arketiplerine çok daha fazla duyarlı olması. Yani beyin bu kavramlara daha çabuk tepki veriyor. Temmuz 1971 tarihinde Time’ın arka kapağında Gilbey’s London Dry Gin adlı bir markanın reklâmı vardı. Reklâmda bardaktaki buzlar üzerinde ‘sex’ yazıyordu. Bu reklâm sayesinde Gilbey’s’in 1,5 milyon dolarlık satış yaptığı tespit edildi. Kullanıcılar arasında yapılan araştırmada denekler 'doyuma ulaşma’, ‘sex düşkünlüğü’, ‘heyecanlanma’, ‘romantizm’, ‘duyguları okşayıcı’ 1 gibi tanımlamalara çok sık rastlandı.
Bu reklâm türüne bir örnek de Mc Donald’s ın logosundaki renklerdir. Rengi bir sembol olarak düşünürsek sembolü de algılama sürecimizi uyaran bir dürtü biçiminde tanımlayabiliriz.
İnsanlar, nesne ve insanlara sahip oldukları semboller yardımı ile değişik anlamlar verebilmektedirler. Örneğin insanlar giydikleri elbiseler, kullandıkları arabalar ve yaşadıkları evler vasıtasıyla diğer bireyler tarafından değerlendirilmekte ve yargılanmaktadırlar. Burada giyilen elbiseler, kullanılan arabalar ve yaşanılan evler algılama için gerekli olan sembolleri teşkil etmektedir. Tüketiciler semboller yardımı ile mamulleri ve mağazaları algılamakta ve değerlendirmektedir. Bir mamulün rengi, biçimi, boyutları, fiyatı ambalajı ve diğer özellikleri, mamulleri algılamak için gerekli sembolleri oluşturmaktadır. Birey psikolojik açıdan nesneleri renklendirdiği ölçüde o nesneleri diğerlerinden daha kolay ayırt edebilmektedir. Bir nesne özellikleri ile değerlendirilmektedir. Yani renk nesnenin özelliklerinden sadece biridir.
Mc Donald’s logosunda kırmızı ve sarı renkleri kullanır. Kırmızı renk harekete geçirici özelliği olan bir renktir. 1980 Moskova olimpiyatlarında SSCB yetkilileri Sovyet sporcuların odasını kırmızı ışıklandırırken rakip sporcuların odası rehavet duygusu veren bir renk olan mavi renkle aydınlatıldı.
Her renk boyutu farklı davranışsal tepkilerle ilgilidir. Örneğin, bir rengin doymuşluk oranı ne kadar fazla ise nesnenin hareket ettiğine dair bıraktığı izlenim o kadar kuvvetli olur. Renk ne kadar parlak ise, nesne de gerçekte olduğundan o kadar yakın görünecektir. Renk topları açısından düşünüldüğünde, fark edilebilir hafif renkler (kırmızı, turuncu ve sarı) daha enerjik ve dışa dönükken; yeşil, mavi ve mor renkleri daha sakin ve içe dönüktür. Örneğin kırmızı, maceracı, girişken, heyecan verici, güçlü ve savunmacı olarak algılanır. Sarı, genellikle neşeli, şen, heyecan verici, merhametli ve teşvik edici olarak algılanır. Ayrıca farklı renk tonları, farklı uzaklık izlenimleri verir. Mavi ve yeşil renkleri, kırmızı, turuncu ve kahverengiden daha uzaktaymış gibi görünür.
Camel firmasıda bilinçaltı reklâm tekniklerine başvuran firmalardandır. Firmanın logosundaki devenin ön bacaklarının bir erkek figürü olduğu gözer çarpar. Denekler üzerinde yapılan araştırma, bu erkek figürünün cinsel yönü baskın olduğu farkedilir. Miami Vice dizisinini yıldızı Don Johnson a ya da James Bond karakterine benzetildiği görülmüş. Sigaraya başlayan yaş aralığındaki gençler üzerinde yapılan araştırmada smooth character kullanılmaya başladıktan sonra Camel ın tercih edilme oranı 1988 den sonra %0,5 den %32 ye çıktı.
Marlboro ise Red Kit karakterinin ağzındaki sigarayla bağdaştırılmış, özgür ve sert amerikan imajı sergilemiştir. Ergenliğe giren gençlerin dikkatleri böyle celbedilmiştir.

Yollarının darına
Yağmuruna karına
Corner adlı barına
Hayranım cennet Beylikdüzü'm.


Otobüsler sanki İngiliz'in kırmızı,
Kimimiz becerdi tavladı karı kızı,
Sayende gelistirdik tarz-ı klasımızı, 
Hem gösterdin hem verdin cennet Beylikdüzü'm.


Dudak çatlatır aralıkta karların, 
Aman deyim kapanmasın farların, 
Bulusma mekanısın en gözde bekarların,
Seni sevmeyen sanki Şanzelizeli cennet Beylikdüzü'm...

Kahve Şehrin vardır mis gibi kahvesi,

Heryerden gelir huzurun sesi,
Hiçbirşeyden geri kalmaz yoktur eksisi
Kırsaldan farksızsın cennet Beylikdüzüm.





Selam beybidoller;


Afiyette olduğunuzu default olarak kabul edip hemen girişiyorum ağız burun. Evde malak gibi yattığımdan mütevellit genel itibariyle çalışmayan insanlarlan muhattabım. Bunlarında yaş aralığı; efendime haykırayım; 19 ila 23  arasında. Etrafımdaki insanlar çok eleştirdiğimi sanki kendimin ne bok olduğunu yüzüme vuradursunlar hiç sallamadan ağzıma geleni söylemek istiyorum bu kendimden sonraki nesil hususunda. 


Yahu tüketim toplumu klişesi ardına da saklanmak istemiyorum gerçi ama cidden çok acınacak haldeyiz memleketin genç nüfusuna bakarsan. Şimdi aramızdan birileri kesin çıkar derki 1 ama ben onu yapmıyorum ama bunu da yapıyorum hattı zaatında" falan, umrum olmaz genele bakıyorum.


İlk olarak hazıra alışmışlık almış yürümüş lan. Eli tornavida tutan adam yok. priz takmaya vida sıkmaya tamirci çağırılıyor. Ufağıkene bi sopadan kağıttan bişeyden oyuncak yapma sen, alınan oyuncakları paylaşma, bilgisayarda flash oyunu oyna, televizyonda görülen herhangi birşeyi hemen empoze et kendine falan, ama nereye kadar? nereye kadar böyle dışarıdan empozeyle şekillendireceksin kendini.


Sorsan herbiri eğitimli okumuş kültürlü v.s v.s. hatta ve hatta kolaylaşması neticesinde yurtdışı yapmış gelmiş. Üniversite bitirenler falan. Bi kere üniversite salak olsan bitiyor. sınavlara girmen yeterli. öyle oturup çılgın atmak falan gerekmiyor. en fazla 2 sene uzar gene biter. Peki sen gerçekten mezunmusun dersen o zaman şüphelerim oluşur. Erasmus derler bir tantana türedi misal. Hiçbir boka yaramadığı hususunda ciddi iddialarım var. Avrupa Birliğiyle dahi kapışırım. Şehir dışında okumak mantığıyla gidilen yurtdışı üniversite olduğunu iddia ediyorum. Work and Travel dediğin bildiğin 3. dünya ülkesi vatandaşı muamelesi görmek adına gidiyor, üzerine para veriyor, bildiğin maraba gibi çalışıyor.


Tüm bu durumlar Vasıflı dünya vatandaşı olma yolunda atılan adımlardan mütevellit ama baktığın zaman, örfi değer, ahlak, biz gibi olma özelliklerini kaybediyor gençlerimiz. artık gençliğinin sonunda görüyorum kendimi. bizim 15 yaşında övündüğümüz şey, şu albümü dinledim, bu filmi izledim, şuraya gittim iken şimdi içki içtik, bu hocaya küfrettim trip attımlara gelmiş bunun düzeyi.


Adamı evde bırakıyorsun mesela, iki yumurta kırmaktan bi makarna haşlamaktan ekmeğin arasına salam kaşar yatırmaktan aciz. Ama sorsan çok iyi içiyor hepsi. Sarhoş olduğumuzda etraftan mümkün mertebe saklanmak isteyen bizdik, onlar sarhoşluğu övünerek ve gülerek anlatıyorlar. burada bir parantez açayım; içki içtiğin yerden veya oturduğun masadan yürüyerek ayrılabilmek, vasıf olanıdır.


Farkındayım, blogumu okuyan veya takip eden herkes, bunun klasik bir bizim zamanımızda geyiği olduğunu düşünüp öf püf çekecek bana. Ama kendini kıçını toplamaktan aciz gençleri görünce gerçekten ben üzülüyorum. Kendi işini kendi halletme mevzuunu tamamen mevzuculuk olarak kabul etmiş, anne babalarına zırt pırt rest çekip sıkışınca diplerine girdiklerini görünce, gerçekten üzülüyorum.


Liberalleşmiş toplumumuzda, değerlerin, çizgilerin, özgürlük adı altında çiğnenmesi sinirlendiriyor beni. Ülkesini oturduğu muhitten ibaret sanan genç sivilceler, patlamaya hazır bir bomba gibiler...


Okuyun ya da okumayın, ben isteyen okusun diye yazıyorum zaten ama, direnç eşiğimiz düştü. Her anlamda sağlıksız, çelimsiz, beceriksiz bir yeni nesil olmaması adına da hep dualarım sürecektir.Zira herşey kullan at oldu gençlerimizinde öyle olmasını istemiyorum. Değer ihtiva etmesi çok önemli. Erişimin kolaylaşmasında hiç hesapta olmayan bir sıkıntıydı bu belkide. Herşeyi o kadar kolay elde ettiki insanlar, sonrasında dana boku gibi orta yere bırakması çok kolay oldu. En basitinden bir müzik CDsinden tutunda, sevgililere kadar. Kimsenin birbirine muhtaç olmadığı, minnet duymadığı bir dünya oluştu ve bu gerçekten çok kötü..




SÇS ÖPTM KİB
Ola!




Cangolar, bu kardeşiniz aynı rumuz ilen, Uludağ Sözlük te de yazarlık yapmaktadır. Az evvel bu sözlükte gözüme takılan, ve beni şaşkınlığa zerk eden bir entry i paylaşıyorum;


"beden dersi öğretmenine, nefret edilen beden dersine girmemek ve terlememek için, müdürden yalvar yakar alınmış izin kağıdını getirmek." (unidentified stranger, 29.06.2011 05:55)




Dostlarım ben bunu okudum muydu adeta şoklara zerkoldum. Anaaam dedim. ben lisedeykene top tepmek, koşmak coşmak adına, son derece süper bir imkan olan beden eğitimi dersleri, zamane neslin gözünde ne kadar tiksinilen bişey olmuş. Demek ki dedim, çocukların peşine düştüğü unsurlar zamanla değişiyor.


Terliyormuşmuş; lan terlesen nolacak? sen uzun eşşek oynamayacaksan, onla bunla tepinmiyceksen ne anladım ben.Ne geliyosun okula?  Gerçi ben kısmen şahit olmuştum bu duruma... Bakırköyden alınan timberland ayakkabılar, cat veya buffalo botlar, cep telefonları falan yeni yeni türemişti, ama böyle bu kadar yaygın değildi. Bi kere üstünlük çabası böyle yoktu. Okullarda böyle hınca hınç kavga edilmezdi. kız meselesi flan olurdu anca öyle. yoksa üstünlük  ya da güç kavgası falan hayatta çıkmazdı.


 Resimdeki, Tarih hocamız Mehmet ÖZMEN'dir. Kendisi, bizimle top oynar, akşamında evinde ağırlardı. Ekmek biterdi de, bizi bile göndermez, tüm ısrarımıza yalvarmamıza rağmen gider kendi alırdı ekmeği. Bizim ona saygımız korkudan, onun bize saygısı mecburiyetten değildi.
 Derslerimizdeki başarılarımız bir şekilde geliyordu. Tamam ben süper bir öğrenci değildim hiç bir zaman. Ama ben zekiydim, sadece çalışmıyordum. Bütün bunları bir kenara koysak, şimdi duyduğum hocaya gittim not dilendim, fizikçiyi dövücez tarzı yaklaşımların hiçbirini ne ben gördüm, ne duydum ne de yeltendim. Al buyur, en azından istikrarım var. Hem 3'e kanaat  etmeyen 3'ün 1'ini alır.
Mesela bu yandaki fotoğraf . sanıyor musunuz ki bana küfretttin, bana yan baktın v.s için çıktı? yoo. eğleniyorduk biz o zaman gayet. ha benim gömleğim yırtılmış saçım bozulmuş v.s umrumda mı? TIN!                 














Şakalar bile zeka unsuruydu. hocaya hınzırca cevap vermekle sığır evladı gibi küfretmek bambaşka şeylerdi ve biz bunu gayet doğru şekilde ayırdedebiliyorduk. 




Terbiyesizlikle yaramazlık arasındaki ince çizginin, tekrar aynı seviyeye çekilmesi dileğiyle...




Kokulu Öpücükler!













Selamın aleyküm;

Cangolar, ben ufağıkene, biz gayet sokaklarda falan oynarkene, oyuncağımız misketikene bisikletikene,  biz eğlenirdik gayetle. Hiç sıkılmazdık evet. Ancak benim farkettiğim bir unsur varki ben çocukken, "ah o eski bayaramlar", "nerde o eski ramazanlar", vay efendim "70lerde çocuk olmak" , işte "melis 90larda kokulu silgi vardı şimdi neden yok" tarzı yaklaşımlar hiç yoktu.  Bizbu tarz yaklaşımları hiç yaşamadık. Biz okurken şöyleydi böyleydi mevzuları bu kadar çok dönmezdi mesela. Şimdi dikkat ediyorum, her fırsatta eskiden böyleydi  suratımıza çarpılıyor.

Bu eskiye duyulan bir özlem midir bilemiyorum ama, bence internet mesela bu kadar gelişmiş olsa gene bu kadar. Gerçi bu çok ciddi bir istisna;  zaten dikkat edilirse 90'ların  sonunda yayılmaya başlayan bu sosyal paylaşım ve kişilerin internet üzerinden iletişimi, toplumun  benimsemediği hatta eleştirdiği bir unsurken şimdi platform ve sosyal medya olarak nitelendirilip hemen benimsendi. İnternet başındaki insana asosyal muamelesi yapma saçmalığı halen sürüyor gerçi. Beni eleştiren kişi, sen internet başında olmadığın zaman, atom araştırması mı yapıyorsun? dünya politikası mı üretiyorsun? tez mi yapıyon antittez mi?

Hepsi bir kenara, insanlardaki genel 80ler hayranlığının aslında  küçüklüğe hayranlık olduğunu düşünüyorum. Çocukluğu özlüyoruz  yoksa 80leri değil. Neticede tüketim toplumuna bodoslara dalmamış son nesil olarak, samimiyeti de özlüyoruz.


Fakat cangolarım, bişeyi farkettimki bu sonraki nesil de çok fazla bir hoşnutsuzluk ve memnuniyetsizlik özelliği çıktı ortaya. Esasında acı olan bunu eşek kadar insanlarında etkilenme neticesinde yaşaması ve yaşatması. Eskiye dair, şahsen en çok özlediğim şey, insanların tamahkar ve dayanıklı olması. Şimdi osuruktan nem kapan bir toplum olduk . Hemen üşüyoruz, hemen yoruluyoruz, hemen sinirleniyoruz, herşey hemen oluyor ve hemen telafisi bekleniyor. yoksa tetrise dair bir özlemim yok benim. eskiden de sınıfta kalıyomuş çocuklar, psikolojik danışmana gitmiyolarmış ama. yada dizi kanadığı için yürüme meziyetini yitiren çocuk yok öğretmeni kulağını çekti diye duyma yetisini kaybeden  çocuk da yok. Otobüste rüzgar vurdu diye verem olan, yada azcık hava sıcak diye kurdeşen dökeni tanımıyorum. Herkes astım, herkes depresyonda, herkes de kişilik bozukluğu var. nolduda böle çürük insanlar olduk biz?

Az dirayetli olun lan diyerek sözlerime son verirken, hepinizi öpüyor, hortumdan su içmenin, aynı şişeden meyve suyu içmenin, sokaktan mısır, kestane yemenin, sokakta düşmenin, kafa yarmanın, ağaçtan çalınan meyveyi yıkamadan yemenin hiç bir zararı olmadığının taahhüdünü sunuyorum.

Hapisten 108 yaşında çıktı!

Hindistan’ın kuzeyinde bulunan Uttar Pradesh bölgesinde bir mahkûm 108 yaşında tahliye edilerek hapisten çıkan en yaşlı mahkum oldu.


Hapisten 108 yaşında çıktı!


Mahkûmu hapishaneden yakınları kucaklayarak çıkardı.
DIŞ HABERLER
1987’de Hindu tapınağının baş rahibi olmak için akrabalarıyla birlikte dört rakibini öldürmek suçundan 2009’da müebbet hapse mahkûm edilen Hindu rahip Brij Bihari Pandey’in, hastalıklarına bağlı olarak sık sık hastaneye kaldırıldığı belirtildi. Hapishane yetkilileri, rahibin özel bakıma muhtaç olduğu gerekçesiyle salındığını açıkladı.



Sevgili dostlar, cangolar;


şimdik bu haberi sabah uyumadığım bir gecenin sabahında okudum. dehşete zerkoldum canlarım. lan 87 de 4 adet rahibi öldürmekten 2009 da müebbete mahkum edilmek nedir? arada var 25 sene sen manyakmısın? onuda geçtim, sen 1987 de düz hesaba göre 84 yaşındasın (sanki başka hesap yapsam daha 17 ). Sen 84 yaşında nasıl 4 adamı öldürdün.  onuda geçtim zaten normal şartlarda 84 dediğin uzatmalar demek. neyin peşindeydin? Peki akrabalar? adam 108 yaşında o adam öyle moloz gibi taşınırmı? ve neden seviniyonuz? ne gibi bir yokluğunuzu giderecek o dede. lan dedem olsa dede der o adama.