Selamlar Sevgili Dostlarım;




Hazırda yapılmamış o kadar şakam var ki... Aslında bunun sebebi biraz da sizsiniz.Hayır dostlarım, şakaların varlığı değilsiniz. Şakaların halen yapılmamış olması sizin suçunuz. Mesela Gecekondu seveniniz çok az. Bir çoğunuz Orta Anadolu ağzına gülmüyor. Ama komik esasen. Mesela "yemin ediyorum" yerine "yiminidiyom" denmesi yıpratıcı seviyede komik. Ama gülmüyorsunuz.


Sonra, küfürle hakareti birbirine karıştırıp, küfüre güleniniz çok az. Aniden edilen kalpten sövgüler o kadar neşeli ki.. Peki ya, ters bakışlara neden gülmüyorsunuz? Şimdi ben burda Ahmet gülmüyor Mehmette şakadan hiç anlamıyor demeycem. Neden ? Zira isim verip arkadaşlarınızın içinde sizi rencide etmek istemiyorum. Hadi bunlara gülmedin. Herkesin güldüğünden farklı bişiylere gülün. Hayvanlığa gülün, samimiyete gülün, heyecana gülün. Dalga geçmek değil bu. Mesela ironiye gülün, abartıya gülün, yaşlıların eğlencesine gülün, çocukların altına sıçmasına falan gülün.Mağlubiyet hallerinde sizle dalga geçen rakip takım taraftarı arkadaşınıza gülün..(gerçi gaassaraylılar mağdur olur, paso dalga paso makara ehiyehiyehiy)


Cümlemiz ekmeğimizin peşindeyiz dostlarım. Ekmeği burada geniş anlamlı bir getiri, fayda manasında kullandım.Genel itibariyle hayattan almamız gereken faydanın amacı mutluluk. Haz didikleri. Aklınıza gelen, gözünüzün önündeki veya hayal kurduğunuz herşeye gülün oğlum. manyak manyak hareket edip benim asabımı zıplatmayın bak. Hayat dedikleri son günden bi önceki güne baksan çok uzun. Ama aslında bir gün.Hergün sonran bir önceki gün olacak şekilde gülmeli, gülmeyen adamı....eee.... neyse....


Kafayı kullanın, mutluluk bizim enjeksiyonumuzla oluyor. Allah belamı versin lan. Bak valla ben herboka gülüyorum.İnsanlar gülmese de gülüyorum. Bana bu komik değil deselerde gülüyorum. Olayları anlatıyorum. Ben komik olduğum için etrafımda da komik olaylar cereyan ediyor. Bazen öyle oluyorki, aradaki düz unsurları tatlı abartılarla anlatıyorum ki karşımdaki daha çok gülsün. Netice itibariyle başıma gelen olaydan adama ne? adam gülmeli karşımda eğlenmeli....


 Komik bulduklarımı, sağdan soldan kaptıklarımı yazıyorum. çatlatıyorum hemen. Esasında, yüzüne bakan at 100 sene arpa yimez denilecek derecede mendebur bi adam olabilecekken, sürekli sırtarıyorum.




Hepinize şakalar, düzey düşüklükleri, arsızlık utanmazlıklar dilerim.




Kokulu öpücükler(bunu seda sayandan duydum allah çarpsın)


Bi de bizim yan köyün kahvesi çok komik. Orda adam var bitane Cins Memet diye sürekli küfürlü konuşuyor, bende gülüyorum.


Not: Emenike çok komik gülüyo lan bu arada, Sıdıka'daki Bebeto Kamil gibi ISISISIS diye

Tiril beyaz bir örtü serilir önce
Ekmek kızartırsın ince ince
Üstün körü olmasın deyi bir göz attım
Sana çilingir yaptım.

Efendim, çilingir sofrası rakının mezeyle sevişmesinden mütevellit doğan muhabbet isimli sevimli piçkurusudur. Kontrolü zordur. Temizliği zordur. Ama usülünce yaramaz usulünce küfürbaz olursa çok yüksek ses çıkarmazsa hiç büyümesin dersin. Tertemiz kar beyazı tiril tiril örtü gelir. Porselen tabaklarda servis açılır ve rica ederiz tüm gece kahrimizi çekecek, belki gelip iki dublemizi bizimle paylaşacak dostumuza, “ hadi bakalım....”


Et mi dersin balık mı?
Masadaki dostlar hep birden yanık mı?
İster palamut olsun ister köfte,
Dumanı üstümüze sinsin kibarlık hep lafta...

Önden bir peynir ki bu peynir yağlı, orta yumuşaklıkta ezine peyniri olmalıdır. Bunun yanında söğüş domates belki biraz turşu ve de dilimlenmeden soğutulmuş kavun kabuğundan ayrılıp yarım ay şeklinde tabağa konur(dilimledinmi suyu akar servis piç oluyor) .İlk dubleler biraz da serinleme amacıyla hızlı içilir. Mevsim yazsa suyumuz buzlu olur. Rakımızı buzlamak yerine buzla soğutulmuş bardağımızla rakıyı dumana döndürmek evladır.

Rakımız soğuk olsun
Mezeler bozulmasın
Mezelere koyayımda
 
Size bişey olmasın

Neyse efendim. ilk dubleler yuvarlanır. Sakilik tabiki masanın en küçüğüne düşer. Süzme yoğurttan iri hıyartlı bol sarımsak naneli bir cacık eşliğinde et ,yok mu? Edirne ciğer tava veya az yağ ve baharaklı bir köfte veya patates haşlama ve roka eşliğinde lüferler gelir ya da.. olmadı ? Torik lakerda... Ağır mı olur. Hemen soğuk mezeler gelsin.. Çalı fasulye ,haydari ,tarator , cacık, bol limonlu topik...ama cacık yok mu trakya usülü bir tava yoğurdu güzel kayar allahıma. muhabbet demlenmiştir artık yeryer ince saz eşliğinde dağıtmadan bir ezgi yükselir masadan...

Ben melanet hırkasını kendim giydim elimle.
Ar namus şişesini taşa çaldım kime ne.
Ah, haydar haydar, taşa çaldım kime ne..

Nesimiye sormuşlar o yar ile hoşmusun.
Hoş olayım olmayayım o yar benim kime ne.
Ah haydar haydar, o yar benim kime ne...


Sohbet ganidir. Kimse cıvıtmamıştır. Masaa yumruklanmaz, Kül tablasında izmarit birikmez. Masa ilk anki güzelliğiyle gelin gibidir. Rakılar dolar, mezeler tazelenir, itiraflardan tutunda en galiz laf sokmalara kadar herşey söylenir de kimsenin ruhu incinmez. Saatler salise olmuştur tadından yenmemektedir. O tada sahip çıkmak, büyüklerin görevidir...



Dertler temenniler hayat dersleri bitmiştir artık. Rakılar ısınmaya başlamıştır. Rakının adını kirletmenin gereği yoktur. Soğuk bir yaz meyvesi tabağına mütevellir az şekerli bir türk kahvesi gelsinde artık kalkalım dersiniz...Hep çoğul konuşursunuz ama... Etrafınıza bakarsınız ve dersinizki “lan daha sık yapalım be!”

Gönül ne mey ister, ne meyhane,
Gönül muhabbet ister mey bahane.
Böyle olur sohbet dostlar olunca,
Giden gider, biz burdayız, canlar sağolsun...

Paşalık devrinde kabadayılık yapan paşalar olduğu gibi, kabadayılıktan paşa olanlar da vardır. O devirde İstanbul'da kendilerine mahsus teşkilatı olan
üç kuvvet bulunmaktaydı: Fehim Paşa, Ali Şamil Paşa( Kürttür ve adamları da öledirler.., Arnavut Tahir Paşa( adı üzerinde)..


Bunların içinde Fehim Paşa ile Arnavut Tahir Paşanın adamları arasında son derece kanlı çarpışmalar geçiyor. Ne zaman bu iki evlet adamının kabadayıları birbirlerini görse saldırmalar tabancalar çekiliyor, millet birbirine girip, kafa göz Allah ne verdiyse girişiyorlar.

Arif Bey, Fehim Paşanın baş kabadayısı olarak biliniyor. Kendisi İstanbulun tozunu yutmuş beyefendi bir insan. Ama Matlı Mustafa, eşkiyalıktan gelme bir Arnavut ve anlatılanlara göre, bayağı heybetli, canavar ebatlarında bir abimiz (ne olur ne olmaz aga gelir melir). Canımız Mustafa Abimiz, alkolünde etkisiyle ne zaman içse Fehim Paşaya sövmeyi adet edinmiş, terbiyesizliği iş bilmiş bir insan azmanı (gider yapıyorum). Gene Matlı Mustafa, zil zurna sarhoş olduğu bir gün, Peranın en canlı anlarından birinde gemi azıya alıyor, başlıyor Fehim Paşa'ya sövmeye. Bu esnada da , Arif Bey, nargilesini içmiş caddeden Tünele doğru giderken, millet Mustafa yı toparlamaya çalışıyor. Matlı Mustafa, bu esnada ellerinden kurtulup, “Aha mori” diyor, “Fehim pezevenginin bir köpeği de na bu Arif tir” diyor. Bunu duyan Arif bey “Bana mı diyorsun? şeklinde sorunca Mustafa “ Babana mı diyorum? Elbet sana diyorum “ şeklinde şekilsizce mukabele ediyor Mustafa... Arif Bey sinire kesiyor.. Mustafa tabancasına davranmadan Arif Bey İstanbul'a nam salmış tokatlarından birini Mustafa'ya patlatıyor. Mustafa Alkolünde etkisiyle toparlanmaya fırsat bulamadan , Arif Bey Mustafa'yı ensesinden tutup Galatasaray' ın ortasına kadar döve döve getiriyor, belinden de tabancasını alıp, polislere teslim ediyor .

Bunun duyulması kısa sürmüyor. İstanbul konuşan şehir neticede... Fehim Paşa hemen, Arif Bey e haber gönderiyor. Evinde paşayı ağırlayan Arif Bey, yakınlığı günyüzüne çıkarmamak adına, tevazu gösteriyor. Bana küfrettiği için biraz itiş kakış oldu diyor... Tevazu kabadayılığın şanından tabii... İcraatı anlatmak, çiğlik...külhanbeyliği...


Neyse Arif Bey'le Mustafa'nın kapışması bire bin katılarak anlatılıyor. Kendisinin koruması üzerine sürekli Arif Bey'e nasihat ediliyor ama adam kabadayı. Kardeşi gibi olan Karamusallı Tahir, ne kadar “Hasmın karınca da olsa, kendini merdane bil Arif ağabey” diye telkinlerde bulunsa da , Arif bey, “merak etme “ şeklinde mukabele ediyor...

Tahir, Bulgar Filipin Meyhanesine demlenmeye gider bir gün... Matlı Mustafayla aralarında bir kapışma olur. Arnavudun eli, Tahirin kamasını alırken kesilir ama Mustafa davacı olmaz. Mustafa, sonrasında Tahir Bey'in, ikinci kapışmalarında “erkek.e kabadayıca kapışalım, çek silahını “ şeklinde giderine şaşırır. Cesaretinden dolayı duraksar. Tahir “Arif beyle kötüysen senle ben de kötü olurum yoluma çıkma” deyince Mustafa Tahire bulaşamaz....

Mustafa tabi Arif Bey'i sürekli takip etmektedir bu esnada. Yakın dostu Lala Dimitri ile Meyhaneye giden Arif Bey'in Mustafa'yı gördüğünü farketemeyen Dimitri, rakının sertliğini bahane edip Arif'i o kadar o mekandan çıkarmaya uğraşsa da Arif inat eder ve mekandan ayrılmaz.

Meyhaneci mezeleri getirir, sofrayı donatır..Bu esnada erketede olan Mustafa:
“Tinya Tintata... “şeklinde selam verince Arif bey, “Akşamlar hayır olsun Mustafa..”şeklinde cevaplar...Konuşma fırtına öncesi sessizlik gibidir...hemde sayılı fırtına...
Mustafa Sorar..
-Nasılsın?
-Demir gibiyim.
-Görüyorum mori eşek gibisin...
Arif ayağa kalkar:
-Vay pezvenk.. Sen kime eşek diyorsun?
Mustafa'nın masasına bir iskemle uçar.. Millet Kabadayıları ayırır ; araya kimler kimler girmez ...adamlar ellerinde silahla karşılıklı kalırlar... Mustafa davanamadan Arif Bey mustafayı kalbinden vurur.. Bu esnada mustafa 2 el ateş edip yere düşer. Arif bey tam" kaldırın şunun leşini"  diyecekken vurulduğunu farkeder...Mustafa'nın ise kurşun ceket cebindeki tabakada kalmıştır... Kol gelir.. Arif Bey'i alırlar Hastaneye götürürler ama o gece bu İstanbul'un en büyük sayılı fırtınalarından birinin sonu olur... Mustafa ile nefs-i müdaafadan beraat eder...












     İstanbu'lun haber niteliği taşıyan magazinel manada yüklü olan en eski cinayetlerindendir Direklerarası Cinayeti.  1900'lerin başında yaşanmıştır. Süleymaniye kökenli kabadayı Arap Abdullah (kabadayı aleminde abu olarak bilinir), babasının mirasını yiyen, yiye yiye bitiremeyen Mirasyedi Necib bey ve yancıları Tatar Ömer, Suyolcu Mehmet, Çerkeş Mehmet ve Kazaskerin Haydar'ın saldırısına uğramıştır Direklerarası'nda. Kahveden dönen Abu'yu bastıran beşli içinde Çerkeş Mehmed,  koca Arabı kıstırıken kollarında; Abu kolunun altından ustura gibi bilenmiş saldırmayı dürter ve Mehmedin barsaklarını döker.



     Cinayetin gerekçesi Hayganoş isimli bir fahişedir. Bu Rum kadını, öyle uzun boylu alımlı gösterişli değil ancak her tarafından kadınlık taşan mine gibi,biblo gibi bir kadındı. Karşısındakine nasıl davranacığını bilir bu yola ne isterse alırdı. Bu yosma, kendisine aşık olan ikilinin arasını açmış, Abdullah kadını kaçırabilmek için, evine bir rum karısıyla dravdan mektup göndermiştir. Mektupta annesinin hasta olduğunu okuyan Hayganoş, derhal Necip Bey' e haber vermiş, balyasını indirmiş ve arabayla annesine doğru yol alırken yolda pusuya yatan Abu tarafından kaçırılmıştı.





     Bu yarışlı aşk mevzuu buraya gelmeden evvel defalarca çözülmeye çalışılmış ancak bir çözüme ulaşılamamıştır. Üsküdarda Zehir Ali'nin kahvesinde kesilen racon sonrasında, her ikisininde nikah kıyma dışında Hayganoş'a yanaşmamaları kararı alınmış ancak iki kişide racona uymamıştır. Esasen Zehir Ali 'nin kahvesinden çıkan racon kanun gibidir. Adamın ötürürler . Ama ikiside bu has kabadayı heyetinin lafını dinlememişlerdir. Tabi bu racon mevzuu'nun neticesinde taraflar gaza gelmiş hırsla yüklenmiş ve açıklar kollanmaya başlamış ve olay gerçekleşmiştir. Aslında bu cinayeti tetikleyen esas olay, Abu'nun Hayganuş 'u kaçırmasından çok, kadını geri gönderip, Necip Bey'e "ne zaman istersem kadını bana göndereceksin " mesajı vermiştir.










      Kahveden evine gidiş yolu belli olan Abu, cinayet günün akşamı o kadar içer o kadar efkarlanır ki, hiçbir eğlence tertip fayda etmez be 5 kişi gidip Abu'yu kahveden eine giderken bastırırlar.Bir nevi nefsi müdafa ile dönemişn ünlü avukatlarından , Tıngır Simon sayesinde hapse girmeyen Arap Abu, sonrasında Paşalık mertebesine kadar yükselmiştir.






      Ancak Cinayet'e öbür taraftan bakılınca da kabadayı jargonunda hasımını öldürmektense façasını bozmak daha iyidir. Bunlar kabadayı ile külhanbey i ayıran en mühim detaylardırlar.





    Kabadayının en korktuğu şey hakkıyla yaptığına kahpelikle yaptı denilmesidir. 








Efendim  ben, ehl-i keyf bir adamım. Zevkle rakı içmesini sever adabıylada yerine getirirm. Birayı mesela hayvan gibi dökmektense ağır aksak soğuk serin içerim. Mesela kalippo kalippi falan tarzı çok çok afedersiniz sktriboktan barmen icadı lokal kokteyllerden hazetmem.

şimdi sizlere bir haberi aynen kopyalıyorum.



Kim daha çok içer yarışmasında 5 kişi öldü

17:46 | 23 Eylül 2010
 Mozambik'te "kim daha çok içer" yarışmasında 5 kişi öldü.

Noticias gazetesindeki haberde, Mozambik'in kuzeyinde bir içki fabrikası tarafından yeni marka cinin tanıtımı için düzenlenen yarışmada 5 kişinin öldüğü belirtildi.

Haberde, ölümlerin yarışmanın farklı aşamalarında meydana geldiği belirtilirken, olayla ilgili soruşturma başlatıldığı kaydedildi.

Yarışmacıların kazanmak için yeni cinden 5 şişeyi ilk olarak bitirmeleri gerekiyordu.







Haber milliyet gazetesinden saat 01:11itibariyle son dakika kısmından alınmıştır. 




Yalnız arkadaş, tarih böyle bir davarlık görmüşmüdür ben onu merak ediyorum. Beleş iki yolunda feda olan canlara mı yanayım yoksa afrikanın penis büzdüren sıcağında, babasız kalmış Cemba Cembayla Amunikeye mi Jamal' a mı yanayım? Ulan cin birkere sek  hiç bi halta benzemeyen saçma sapan bir içki. Tonik koyucan yok bilmem ne. Onuda atladım diyelimki limon aptılar tonik yaptılar soda oldu v.s v.s v.s ya bir işte 5 kişi ölürmü. aynı anda mı öldüler bunların başında bir adam vardıda bu ne yaptı. inanılmaz ölümler ayrı safhalarda gerçekleşti diyor bide... biri çakırken ölmüş sanırım. "babayarucuuum benim en güzel kafam bu işte! demekki benim ayarım 2 şişe cinmiş, bundan sonra hep böyle içicem bak ne güzel oldum" hıkhıkhık edip gitti demekki


Kara kıta afrika, kafası hariç boy vermeyi bilyosunuz ama kafasızlık da sizden geliyor. Geçendede yattaranın kardeşleri kaybolduydu..


içmeyin lan 5 şişe cin. 5 şişe ne ya! bide tatsız öek!
Bu aralar canım fazla sıkılıyor. Hem  neden sıkılır insanın canı, ahanda o sebepten sıkılıyor. Yapacak bişey yok. Kitap okudum. Eve adam çağırdım. Kadın çağırdım. Yemek yaptım. Temizlik yaptım. Bulaşık yıkadım. Çamaşır yıkadım. O yıkadığım çamaşırlar var ya, gittim bide onları astım mı sana? Astım. Saatler geçti. Lan gittim hasta oldum. Gene de sıkıntım geçmedi.

Film açtım izledim. Yahşi Batı, Eyvah Eyvah, 3 Geleceğe Dönüş, 4 tane Rocky izledim hemde. Sinemaya, kaliteye doydum. Ama yok.  Bitti mi? Yok bitmedi, açtım maç izledim. Türkiye - Fildişi Sahilleri... Genel ekonomisi, Arsenal  takımına sattıkları futbolculardan oluşan bu şirin ülke, basketbolda ziyadeyisylen yetersiz. TBL de tutunması falan sözkonusu bile olamaz. 2. lig bile şüpheli. Cemba olmasalar mümkünü yok tutunamazlar. zaten bi ara maç 20-4 falan oldu. Ulan eğlenelim diye bi maç seyredek dedik, oda iddiasız takımla kötü takımın maçı çıktı.

Akşam da sıkıldım. Sonra gece hasta oldum. Lan uyuyim dedim ateşim çıktı uyuyamadım gene sıkıldım. dışarı çıktım. bil bakalım noldu? Gene sıkıldım! Aha lan Ezelin fragmanı başladı şimdi.. ramiz dayının gençliği var. izleyek de eylenek.

Bak takribi 36 saattir evdeyim... bi ekşın mekşın hiçbişi yok....

dur lan çiğköfte ilanı vereyimde akşama çiğköfte yapayım...cemil cümle gençler gelsin keke gibi oturalım... evet.. çiğköfte..